KÖŞE YAZISI

Batı mikrobu; Zombi!

Batı mikrobu; Zombi!

Pınar AYDIN


Düşünün; her yer karanlık. Tarihin merkezi, dillere destan-ı hür İstanbul, Osmanlı'nın ilk başkenti medeniyetin beşiği Bursa, Ertuğrulgazi’nin ilk yemini Söğüt, şimdilerde  ülkemiz için hayırlı kararların alındığı başkent Ankara... Medeniyetin beşiği olan şehirlerimiz alabildiğine bir karanlığa hapsedilmiş. Şehirler terk edilmiş gibi güneş ışığını esirgiyor. Ay ise bir görünüp bir kayboluyor. Onun ışığında kendi karnını doyurabilmek için görüyorsan ne ala... Her sokağın sonu uçurum. Her köşe başına tuzaklar konuşlanmış. Hayatta kalabilmek için ys onlardan biri olacaksın ya da onlara  yem olmak zorundasın. Batı yüzyıllardır kendi icat ettiği mikrobu sana enjekte ederek asimile etmiş. Bir zombi haline getirerek şuursuzca yaşamanı istemiş ve nihayet çirkin emelini gerçekleştirmiş. Direnen, yalnız kaldığı için öldürülmüş, ya da Zombi'ye dönüşerek bilinçsizce bilinçli kişilerin üzerlerine salınmış. Bu aziz millet öyle asimile edilerek yozlaşmış ki, ne bir caminin, ne bir müzenin, geçmişinin, tarihinin, dilinin ve hatta okuduğu kutsal kitapların bile bir anlamı kalmamış, ehemmiyeti yok olmuş. Seni sen olmaktan çıkararak, Batı kendi medeniyetinden ürettiği mikrobu ile seni asimile ederek şuursuzlaştırmış. Artık karanlık bir cenderenin içindesin. Artık sen bir robotsun, Zombi’sin. Kontrol edilebilir bir canavara dönüşmüşsün. Hayatta kalmak için ya onlardan olacaksın ya da şuursuzca kendi insanına zarar vereceksin, veyahut yalnız kaldığın için gördüklerin ile ölmeyi tercih edeceksin. Ataların ve sen bu yozlaşmaya karşı dik duramadığınız için eğildiğin kapitalist sistemin  kölesi oldun.


Öyle bir duruma geleceksin ki camilere sığınıp; “kurtuluş burada, senin tarihinde, senin medeniyetinde hatta üretiminde” diye haykırmanın  bir anlamı olmayacak. Farklı ve bilinçli ses duyan şuursuz zombiler seni de yok etmek için üstüne çullanacak! Yaşamak için sessiz kalacaksın fakat her yer Batı’nın tuzak dolu  ağı ile örüldüğünden sen de yavaş yavaş o mikrobun etkisine gireceksin. Tek dişli canavarın ördüğü ağa takılıp, çırpınıp duracaksın. Mehmet Akif Ersoy'un "tek dişi kalmış canavar" sözünün mahiyetine erişeceksin ama şuursuzlaşmış insanlara bunu anlatamadan çaresizce zehirlenmeye devam edeceksin.

Allah korusun!


Henüz bu duruma gelmedik lakin kurguladığım bu senaryoya doğru evrilen bir hayat biçimi oluştu. Bu yaşayış biçimine “dur” diyen olsa da sesini kısıyorlar. Şehirleri dizayn etmekte mahir kimseler, kulaklarını bilene tıkamış kendi bildiğini okuyor. Fakat hiçbir şey için geç  kalmış sayılmayız. Hala bir şansımız var. Bilimde, sanayide, eğitimde ve çocuklarımızı yetiştirme disiplinine bir takım acil önlemler almaz isek Zombileşme / robotlaşma çağı çok uzak değil! Yapay zeka yapıldı ve robotlar türetildi. Robotlar evlendiriliyor, ülkeye vatandaş sıfatında kazandırılabiliyor. İnsana ve insanlığa düşman bir dünyaya doğru evrilmekteyiz. Ne acıdır ki, biz hala medeniyetimizi kaybetmemek için kolektifleşip, ortak akılla hareket edebileceğimiz bir çalışma içine giremedik bile. Bu yozlaşmaya bu asimile saldırısına “dur” demez ve önlem almaz isek, hepimizi bekleyen son bu! Senin ömrün yetmez ise çocuğunun sonu bu  olacak, belki de torununun. Uyanık olup bir İslam şiarı ile medeniyetine, özüne sahip çıkmazsan beklenen sonun yukarıda anlattıklarımdan bir farkı olmayacak. Hatta şuan sen medeniyetine ve dinine sahip çıktığın için yuhalanıyorsan, bu Zombi’lerin seni işgal etmek istemelerindendir. Hala direnebiliyorsan senin gibi insanlar çoğunluk olduğu içindir, lakin önlem almazsan sen azınlık, onlar çoğunluk olacak.

Gençlerimize, anne ve babalarımız soruyorum;

Asimile edilmiş özümüzden uzak, robotlaşmış bir şekilde mi yaşayalım?


Hayatımızı böyle mi idame ettirmek  istiyoruz gerçekten?


ABD ve müttefikleri ve yeni dünya düzeni isteyen küreselciler ve onlara hükmeden, o yedi aile tarafından işgal edilmeye çalışılan bu aziz topraklarda yok  sayılan kimliğimiz asimile mi edilsin istiyorsun?


"Halkımızla, eli kanlı işgalcilerimize biat ederek, düşmanlarımızın bayraklarını öperek onursuz bir şekilde yaşar ve ölürüz" bu mudur burjuva mikrobun öz anlayışı?


Peki, bu anlayışa sen ve müslüman milletler daha ne kadar suskun kalabilir?


Ayrıca kendini eğitememek, geliştirememek ve öğrendiklerini anlatmamak gayesi de bu mikroba esir olmak değil midir?

Onların istediği; ‘Müslüman kesim cehalet içinde kalsın, bizim kölemiz olsun’ anlayışıdır. Zaten bu yüzden harf inkılabı yapılmıştır. Dilimiz asimile edilerek batılılaştırılmıştır. Özdeşleşme denilen öz benliğimiz ve dilimiz bize unutturulurken, batı menşeli yabancı kelimeler kitaplarda ve TV programlarında övülmüştür. Batı mikrobu ‘Zombileşme’ ile mücadele etmenin yolları okumak ile başlar. Öğrendiklerini çocuğun dilenmeye ve kavramaya başladığında anlatmak ve evlatlarına iyi örnek olmakla devam eder. Değişmeyen bir kaderdir bu! Kitap okuma gibi bir alışkanlığımız yoksa, o halde kutsal kitap Kur'an'a sarılalım, İslamı yaşayıp yaşatabilelim, tasavvufa eğilelim. O da mı zor geldi? O halde Bilge'ne sahip çık! Üstatlarını yalnız bırakma!  Etrafına kenetlen, feyz al. Aldığın bilgileri başkaları ile paylaşmaktan çekinme! Batı mikrobuna direnen kulu yalnız bırakma! Kan emicilerin kucağına atma değerlerini. Medeniyet beşiğinin temsilcileri senin emanetindir, emanetine anan-baban gibi sahip çık! Batı mikrobundan şuursuz bir karakter olmaya razıysan susabilirsin tabii. Ya da birlik olur Fatih'in askerleri gibi, Kanuni’nin askerleri gibi destanlar yazarız hep beraber. Ertuğrul gibi şahlanmaya yemin ederiz. Seçim; annelerin, babaların, öğretmenlerin ve tüm siyasetçilerin...


Şimdi bana soracaksınız belki de “neden Batı mikrobu/ şuursuz Zombi karakterinden örnekledin makalede?”

Mikrop batıdan gelince örnekleme de batı menşeli oluyor tabii...


Her neyse...

Kapitalizmin aldatıcı oyuncakları, taş betonların arasında hapsolmuş tarihi değerler ve emperyalizmin internet adındaki sürükleyici tehlikeli macerası... Yıllar geçtikçe gerçek kimliğimizi asimile eden boynuzlu kara kutular (televizyon)... Nelerden, hangi değerli vaktimizden alıkoydu kim bilir? “Ben kimim, atalarımız kim?” diye sorgulayanları küçümsemiyorum asla. Sorgulamayandan korkarım. Aslını inkar eden burjuva, öz geçmişini inkar ediyorsa, Zombi mikrobu bu sessizliğe ve yalnızlığa karşı güç kazanıyor demektir. Senin öz benliğini  asimile edenlerle mücadele zamanımız cihad’tır ayrıca!

Kendi kimliğinizi asimile etmeye çalışanlarla mücadele etmekten asla vazgeçmeyin. Bizi esir almak isteyen bu mikrobu karşı birlik olalım. Ortak akılla çözüm üretelim! Atalarımızın tarihine baktığımızda,  hep hummalı bir mücadele ile geçtiğine tarih sayfalarında tanık oluyoruz. Allah’a yaraşır bir kul olmak; sabretmek ve mücadele etmek değil midir zaten?

Peki,  sadece din anlayışına kast edilmesi midir mücadele? Hayır, atalarının sana bıraktığı tasavvufu, dili, yaşayışını sana unutturmak isteyenlere inat yaşayabilmek ve bunu yayabilmek, yaymaya çalışan kardeşlerine destek olabilmektir.

Medeniyet kisvesine bürünmüş kan emici sömürgecileri kısacası tek dişi kalmış Zombileri, köklü geçmişimizden, ortak değer ve ülkülerimizden aldığımız güçle, benzer saldırılara maruz kalan milletlere örnek teşkil edecek, eşine az rastlanır bir direniş neticesinde 96 yıl önce bugün topraklarımızdan püskürtmeyi henüz başarabilir değiliz. Daha 16 yıl öncesine kadar Osmanlı’nın zor konuşulduğu korkunç vesayet yönetiminden yeni çıktık.


Aynı güçler, çıkarlarından başka ülküsü olmayan, içlerini boşalttıkları değerleri açgözlülüklerine, azgınlıklarına kılıf yapmaktan çekinmeyen yerli maşalarının da işbirlikleriyle, o gün akim kalan karanlık emellerine ulaşmayı tekrar tekrar denediler.


Farklı yöntemler kullanarak sürdürdükleri bu saldırılara biz de aynı azim ve kararlılıkla karşı koymaya, içimizdeki Zombi’lerin arsızca istismar ettikleri değerlerin asıllarına sahip çıkmaya devam edecek; bu toprakları herkes için, her bakımdan ve gerçek anlamda adaletin tesis edildiği, müreffeh, hür ve bağımsız bir vatan haline getirme gayretimizden asla vazgeçmeyeceğiz.


“Fert aldanır; devir aldatılır; tarih aldanmaz, zaman aldatılmaz.”  (Nurettin Topçu)


Selamet ile...