KÖŞE YAZISI

Hakim ve Savcılar Eski Türkiye Kafasından Arınmalı

Hakim ve Savcılar Eski Türkiye Kafasından Arınmalı

Pınar AYDIN


Çook eskiden ama çoook eskiden eski bir  Türkiye vardı. Karı koca kavgasına karışamayız tam da kız istemeye gidiyorduk, böyle ihbar mi olur diyen polisler vardı. 


Yasa o idi çünkü. Yasa kadını çocuğu borcu olanı korumuyordu...Polisin karışma hakkı yoktu. Ancak bir cinayet olursa adli işlem başlatıyor ağır şiddet varsa bir ifade alıp bırakıyordu.. Hoş bu kafada kalmış az da olsa memurlar var onlarda fark edilince mesleklerinden ihraç oluyorlar..


Tüm bu hikayeler olurken, bir arkadaşım neden avukat olduğunu hikayesinde şöyle anlatmıştı.

"Daha lise talebesiydim.. Hangi mesleği seçeceğimi ve ne olacağım konusunda bir fikrim yoktu. 


Bir gün babamın aldığı gazetede şöyle bir haber okudum. Zengin iş adamı boşadığı karısına bıraktığı SON battaniyeyi de aldı. Evet aynen böyleydi... Kadın sokağa atılmış ve üstünde ısınmaya çalıştığı son battaniyeyi de almıştı kocası. Bu sebeple bir gün avukat olacağım ve bu kadınları savunacağım diyen Bursa Barosu Avukat dostum Birol Çiftçi idi. Kendisini takip ettiğim kadarı ile sürekli boşanma davalarına bakardı. Kadınların hak ve hukuk konusunda emsal oluşturacak kararlar için koştururdu. Kendisi Ak Parti hükümetinin kadınların hakları konusunda yeni kanunlar getirmeye başladığını içini acıtan bu haksız davaların artık yaşanmadığını söylese de rüşvet alarak kadını haksız bulan hakimleri o dönem mağdur kadınlardan duyuyordum...Daha sıkı önlemler alınması gerekiyordu.. Daha adil yargı sistemi olması gerekiyordu. Bu yetersizdi.”


Kadın güvencesiz ve çırılçıplak kala kalıyordu. Kadını savunan sağlam bir yargı, dava yoktu. 90 yıl bunun için hükümetler hiçbir adım atmamıştı, çünkü; Türkiye darbe ve sürekli oluşan krizlerle IMF den para almayı düşünen bir devlet yapısıydı. Faiz lobisi anlaşma karşılığında çuvalı açarsa âlâ.. Açmazsa Türkiye IMF kapısında idi.. Bu 6 ay idare ederdi ülkeyi. Hastanelerde ilaç bitmiş, insanlar bekliyormuş kimsenin umru değildi... İnsanların haklarını alacağı sıradan kiracı veya ev sahibi yasası bile yoktu. Almanya’dan gelecek oğluna bağlıydı kiracının kaderi. Kafasına göre evlendiren bir gelenek ve göreneklerle yaşıyor, hayatımız toplumun vicdan derecesi ile şekilleniyordu. 

Bir kadere bağlıydık. İnsanların vicdanına... Hak ve adalete değil. Bu sebeple anlayış kavramımız şu idi; namazlı abdestli insanlara güven. Onlar seni satmaz. Yamuk yapmaz...Ama yaptı. O  iyi insanlar sandığımız kişilerin bir kısmı bugün; Türkiye Cumhuriyeti  Devletini Amerika’yı arkasına alarak yıkmaya çalıştı. Halkın üstüne bomba ve kurşun yağdırdı acımadan...


Bugün devletimiz, 90 yıldır hukuksuzluğun ağır yaralarını tamir etmeye çalışırken, hem içerden hem dışardan mücadele ediyor iken, anayasal boşlukları değiştirmeye çalışıyor. Ama bazı Hakim ve Savcılar bir kadının anayasal düzende kanun olmasına rağmen şiddete maruz kalmış kadının görüntüleri sosyal medyada yayılmadan tutuklamıyor. Çocuk istismarcıları sosyal medyada deşifre olmadan kanun olmasına rağmen suçlular mahkemede suçu sabit olmasına rağmen tutuklanmıyor... Yıllardır süren çete davasında tanık olduğum ve dosyanın içeriğini bildiğim dava hala sonuçlanmıyor.


Hükümet halen hürriyetleri savunup adil yasalar getirirken hakim ve savcıların eski Türkiye işleyişi varmış gibi ağır davranmalarına mana veremiyorum... İllaki olayları sosyal medyaya mı taşıyalım? Adalet ve hürriyetimiz kanunlara entegre olarak adil olmanıza mı, yoksa sosyal medya mı bizim davalarımızı sonuçlandıracak insanlara mı taşıyalım bilemedim...


Dipnot: Tam da bu makaleyi yazıp gazeteme göndermişken hamile kadına saldıran Seydioğlu Baklavacısının serbest bırakıldığını öğrendim... Nedenini bilmiyoruz fakat görüntüler kapı gibi ortada... Umarım bu makale yayınlanana kadar adalet yerini bulmuş olur ve derin bir oh çekeriz... Hakim ve savcıların eski kafasını yeni kanunlara uyarlama beceresini göstermeleri dileklerimle.. 


Selam ve dua ile...